İnsan Nasıl Kaybeder

İnsan Nasıl Kaybeder ? Önce insan bir anda aslında hep onun olanı fark eder. Bu farkındalık kaybetme öyküsünün ilk başlangıcıdır aslında. Sonra tüm zamanlar onunmuşçasına tereddüt eder. Aynı noktada beklediğini her şeyin durağan olduğunu zanneder. Bu sırada zaman kaybettiğinin farkında değildir ve sürekli erteler. En ufak farkındalıklarında dahi büyük bahaneler üretir rahatlar. Sonra uzun uykusunda onu kendisinin görür uyanmak istemez. Uyandığında rüyasını unutamaz, zaman içerisinde gerçek sanmaya başlar. Onun olan ise hala biraz uzağında duruyordur fakat rüyasında nasıl sahip olacağını görmemiştir. Artık rüyasının birden gerçekleşmesini bekler. Ama yanılır, çünkü değişim iki taraflıdır ve başlamıştır bir kere. Bu sırada onun olan belki birkaç adım ona gelmiş fakat mesafenin kapanması için gereken diğer birkaç küçük adımın kararlılığını görememiştir. Aslında hep bildiği bir özelliği onun ilk büyük engelidir. Cesur olmaktan, ben olmaktan bahseden insan bu sefer cesaret engeline takılmıştır.

Kaybetmenin ikinci adımı da cesareti beklemekle geçer. Birinin ona cesaret vermesini bekler, şansı varsa o birisi onu bulur. İkinci adım ikinci farkındalığı ona getir. Başkasının cesareti onun işine yaramamaktadır. Uzun bekleyişin sonunda bencil insan cesaretin onun olanda olması gerektiğine karar verir, artık kendisinin ihtiyacı yoktur. Suçlu ararken kabullenmeye çok uzaktır ve önünde uzun bir yol vardır. Halbuki kabullenmek değişimin bir parçasıyken, o gider kendinden vazgeçer. Bu noktada tüm suç ondadır, fırsatları göremeden bir rüyanın büyüsüne kapılmıştır. Bu sırada onun olan değişmeyi başaramamış hatta belki de yolun gerisindedir. Kaybeden geri dönse karşılaşacağını sanır ama onun olanın rotası başkadır. Son evreye geçerken insan umudunu kaybeder Gerçek suçunu kabul etmez üstüne kendini başka şeylerle suçlamayı tercih eder. Onun olanı çoktan affeder ama birisi acı çekmek zorundadır. Onun olanı affettiği andan itibaren gözünde her geçen gün daha haklı ilan eder. Haksızlıklarını hissedip, acı çekmek ister çünkü insan içten içe acıların onu arındırdığını zanneder. Acıyı arar, dermansız kalmak ister. Bitmiş olmak onun çıkış kapısıdır, kapıdan çıktığı anda pişmanlığını geride bırakacağını ve birinin gelip üzerine kilit vurulacağını sanır. Kaybeden kapıyı acılı, dikenli ve yokuşlu bir yolun sonunda bulur fakat ne anahtar vardır ne de geride kalan.

Sadece yol bitmiştir. Pişmanlığı onun peşinden gelmiş, her fırsatta ona kendini hatırlatacak böylece zamanla küçülecek ama asla komik bir anıya dönüşmeyecektir. Cesareti olsa nasıl olurdu artık bilemiyor, bazen kendine iyilik yapıp şans verse de artık onun olmadığını biliyordur. Artık aynı durumdan birlikte çıkabilenlerin üstün görüyor içten kıskançlığını dışarıya masum ve çaresiz vurabiliyordur. Onun olan ise bir süre daha oralarda bir yerde olacak, onu hiç görmeyeceği zamanın gelmesini beklemek zorunda kalacaktır. En kötüsü de içinde bulunan iki şüphedir; onun olan aslında hiç onun değil miydi yoksa aslında başarmıştı fakat fark edemeden kapıdan çıkıp onu arkasında mı bırakmıştı.

Bir cevap yazın